Geçtiğimiz günlerde Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk İskenderun ziyaretinde, İskenderun Lisesi’ni inceleyerek binanın bu coğrafyanın bir sosyal sermayesi olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Sayın Selçuk her ne kadar binada, bir kültür merkezi ve kütüphane gibi şu an netleşmemekle beraber hizmet yapılabilmesi imkânı üzerinde durulduğunu söylese de farklı çevrelerce dillendirilen iddialara göre bir kapalı Pazar veya ticaret faaliyetlerinin yapılacağı alanların yapılma ihtimalinin de olduğu söylenegelmekte. 

Bakanın ziyaretinin hemen ertesinde kenti en iyi bilenlerden biri olan İskenderun Ses Gazetesi’nden Akın Bodur “İskenderun Lisesi” başlıklı bir yazı kaleme aldı. 119 yıllık tarihi binanın eskisi gibi okul olarak değil de restorasyonu bittikten sonra ticarete açılması ihtimalinin kente vereceği kültürel ve sosyal yıkımdan bahsettiği yazıda Bodur, Türkiye Cumhuriyeti´ne katılan Bağımsız Hatay Devleti´nin izlerini taşıyan, 119 yıllık tarihi binada, gençlerin tarihi doku altında eğitim almasını önlemenin; gençlere, kent tarihine nasıl bir faydası olacağı sorusunu ortaya koymuştur. Gerek ziyaret gerekse de bahsettiğimiz yazı bizlere kent kimliğinin ne olduğunu yeniden hatırlattı.

Bir kenti kent yapan nedir? Fabrika bacaları, gittikçe darlaş(tırıl)an yolları, AVM’lerin dışından gözümüzün bebeğine yansıyan ışıklı reklamlar mıdır? Bence bir kenti kent yapan, o kentin hafızasını oluşturan değerleridir. Belki bir kitapçı, belki bir esnaf lokantası belki de biz yokken de yok olduktan sonra da var olacak binalarıdır.  Çünkü kent kimliği dediğimiz şey,  o kentin doğal ve yapay çevresel özelliklerinin yanında, orada yaşayan toplumun sosyo-kültürel özelliklerinin geçmişten bugüne aktarımıdır.

İskenderun denilince gözümüze çarpan kent merkezindeki birkaç bina, kent kimliği konusundaki hassasiyetimizi (!) ortaya koymaya yetmektedir. Gelin beraber bakalım bu yapılara…

İskenderun Lisesinin bugünkü binası, Fransız Nezarethanesi ( tutukevi ) olarak yapılmış, Cumhuriyetle beraber ortaokul, 1950’li yıllardan günümüze kadar ise Lise olarak kullanılmaktadır.

İngiliz Elçiliği olarak yapılan daha sonra bir bölümü Yunan Kançılaryası olmuş, yıllarca da Catoni ailesinin konut ve iş yeri ( Deniz Acentesi ) olarak kullanılan bina ise şu anda İskenderun Deniz Kulübü olarak kullanılmaktadır. 

Bir diğer bina ise Fransızlar Döneminde yapılan ve Fransız Hükümet Binası olarak kullanılan binadır. Yıllarca kentin ileri gelen ailelerinden Cezayirlioğlu ailesinin mesken olarak kullandığı, son sakinlerinin ise Barbour ( Barbur ) ailesinin olduğu bina, yıllardır harap ve atıl durumdadır.

       

Estetik zevkten uzak betonlaşmanın makbul ve aziz görüldüğü günümüzde, tarihi dokusuyla kentin geçmişinden günümüze kalmış bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki tarihi binalarının viran durumu hepimizi derinden yaralamaktadır. Kenti gezen herkesin gözüne çarpan bu binalar, özel mülk olsa dahi kamu tarafından derhal satın alınarak kentin hafızasına hizmet edecek yapılar haline getirilmelidir.

Bence günümüzün kentlerinin ve de İskenderun’un en büyük sorunu tarihî değerlerin kaybolması ve kentlerin günden güne aynılaşarak kimliksizleşmesidir. Kent kimliğinin sürdürülebilmesi bağlamında kentlerdeki tarihî dokuların korunup yaşatılmasının önemi bu anlamda büyük değer taşıyacaktır.

Not: Binaların tarihi ile ilgili katkılarından dolayı sayın Recep Yıldırım’a teşekkür ederiz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.